Av. Suat Umutlu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. VİRGÜLÜN YERİ, HAYATIN YÖNÜ

VİRGÜLÜN YERİ, HAYATIN YÖNÜ

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

A’dan Z’ye: Virgülün Yeri, Hayatın Yönü

Suat Umutlu 

20.06.2026 

“Biraz zaman geçsin her şeyi unutacaksın, biraz daha zaman geçsin her şey seni unutacak…”- Marcus Aurelius

*

Kim olduğumuz, neyi sevdiğimiz, neyi kaybettiğimiz ya da nasıl yaşayıp nasıl öleceğimiz insanlık tarihinin hiç değişmeyen temel soru(n)larından olunca, dün bir Yunus Emre, bir Shakespeare cevap ararken, günümüzde bizler Hamlet’in “Olmak ya da olmamak” sorusuna cevap arayoruz. Zira, her nesil; sanatta, bilimde, bir kitapta kısaca gündelik hayatın içindeki seçimlerinde bilinçlenirken, köklerinden de güç almakta olsa da dallarını gökyüzüne uzatmak için yaşamalıdır. Yani atalarımızın içinde yarım kalmış hikâyelerini hatta günümüzü yarına taşırken tekrarını değil, hayatımızı kurabilme cesaretini ve umudun tükenmeyişini göstermeliyiz.

Bizler; kendimizden önce gelenlerin sevinçlerini, korkularını vb. içimizde taşısak da devamı değiliz. Eğer onların içindeki uhdelere, ukdelere insanî, mutlu, umutlu yeni sonlar yazabilirsek geleceğe ışık oluyoruz demektir.Şenol Yazıcı’nın dediği gibi “Yazmak, insanın kendisini de yeniden yaratmasıdır…”

Ama! O hikayeyi yazarken, Asuman Figen Tümer’in ifadesiyle “insanların görüşlerinin zaman içinde şartlara ve çıkarlara göre değiştiğini de bilmeli ve onların yargılarıyla hayatımıza yön vermemeliyiz.”

Bakınız! Hz. Ali; insanların cehaleti, yanındakilerin vefasızlığı ve dönemin hileleri karşısında yalnızlık hissederek: “Siz öyle dostlarsınız ki, öğüt veriyorum kulak asmıyorsunuz…Zor günlerde sığınılacak bir kale değilsiniz zira size güvenilmez, birlikte bir amaca ulaşılamaz…” diyerek sitem ediyor.

Yani, “Yol uzun, düşman hileli , dostlar cahil “ derken, “iki ucu *oklu değnek” misali; güçlünün yanında dursanız yağcı, zayıfın elinden tutsanız aciz, sesinizi yükseltsen kibirli ya da sussanız korkak diyenlerin çıktığı hatta bir yol gösterip karanlığını aydınlatsanız bir türlü, kurtarmaya çalışsanız başka türlü denilen bir ortamla karşı karşıya kalan bir insanın; dünyayı, insanı hatta kendisini satır satır “okuması” ve doğru olduğuna inandığı sözü söylemesi, sevdiği işini yapması ve yoluna kararlılıkla devam etmesi de gerekir.

Cemil Meriç, “Aydınlığın kapılarını açmak için en mükemmel silah kalemdir ve sözle, yazıyla kazanılmayacak bir savaş yoktur. Bu nedenle insanların okumaya, düşünmeye, sevmeye alışması gerekir” diyor. Daniel Pennac’a göre “tıpkı sevme zamanı gibi, okuma zamanı da yaşam süresini uzatıyor…”

Hepimiz, Nasreddin Hoca’nın; Timur’un sarayında eşeğine sayfa aralarına yem koyarak kitap çevirmeyi öğretirken, eşeğin yem bulamayınca sayfaları hızlı hızlı çevirip anırmaya başlaması nedeniyle Timur’un “Ben bir şey anlamadım” sözüne karşılık “Eşekçe okuma ancak bu kadar olur, anlamak için de eşek olmak gerekir!” dediği fıkrayı duymuşuzdur. Peki, baban nasıl okuyup cehaleti yendiyse, “Oku da baban gibi, eşek olma!” dememiz gerekirken virgülü yanlış yere koyduğumuz için okumanın felsefesini kaybetmiş olabilir miyiz?

Hem, bir taraftan geleceğimizin teminatı evlatlarımıza “Okuyunca ne olacaksın?” diye sorarken neden tembelliğe yenik düşüyoruz ve o ilk emir olan “İkra/Oku!”yu “oku-ma!”, yazmayı “yaz-ma!” diye anlıyoruz?

“Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim” ile başlayan ve biten duygu yüklü 3-5 sayfalık mektuplarımız, kutladığımız bayram kartlarımız vardı. Böyle bir nesilden; içinde anlam ve ruh olmayan, sosyal medyanın sayfalarını çevirirken üç beş emojiye fit geçerken dünyasını ve düşüncesini de yok eden bir nesile nasıl dönüşmüş olabiliriz?

Belki, Bozkır hayatının şartları nedeniyle geç girdiğimiz yazılı kültürün kurallarını tam hazmedemedik ama günümüzde çok hızlı alıştığımız dijital kültürün insanlığı yavaş yavaş yok etmesine izin verir gibiyiz.

Hesiodos’un dediği gibi, “En güzel hazine diline hakim olmak” değil midir?

“Oku da” kelimesinin ardındaki o virgül; “hem okudum hemi de yazdım / Yalan dünya senden bezdim!” der gibi şimdi nokta mı, ünlem mi yoksa soru işareti mi bil(e)miyoruz ama bu topraklarda o virgülü ait olduğu yere, babanın ve emeğin ardına koyan, adeta “Karanlıktaki Işık” olup yediden yetmişe insanların sahipsiz olmadıklarını hatırlatan ve memleketin dört bir yanına kütüphaneler açan güzel insanlar da var: Mesut Tim gibi, yani “Kitap Baba…”

Fakir Baykurt, “kitaplığı olanın herşeyi olur” der ki, bizim de dert yanmayı bırakıp evvelemirde o “yediden yetmişe” okuma seferberliğini başlatmamız gerekiyor. 

İsmet Orhan’ın ifadesiyle: “Tilki aslanla, fare kediyle; bir doğru bin yalanla, bir iyi bin kötüyle, bir övgü bin sövgüyle savaştayız” dediği dünya bizden önce vardı, bizden sonra da var olacak elbette ama asıl mesele, bizim o dünyanın içinden nasıl geçtiğimizdir. Ve Nietzsche de “İnsanlarla yaşamak zor olsa da yarınlar, yorgun ve vazgeçmiş olanların değil; hâlâ düş kurabilenlerindir” diyor.

“Hayat bir denge sanatı ve sert olan kırılıyor, yumuşak olan eğiliyorsa; asıl güç rüzgarda esneyebilen ama kökünü bırakmayan bambu olabilmektir” der Lao Tzu. 

Oku ki, Unutma!

Yaz ki, Unutulma!

Suat Umutlu

Çivril, 20.06.2026

VİRGÜLÜN YERİ, HAYATIN YÖNÜ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.