ŞATANA: İçimizdeki İblis
Suat Umutlu
”İnsanlar şeytanı hiçbir zaman fark etmezler, o onların boğazına sarılmış olsa bile.” — Goethe
Kim ki!
Haktan hukuktan uzaklaşıyor, gurur ve kibire kapılıp “Ben!” diyerek zulmediyor ve bunun sorumluluğunu hayali bir varlığa yani iblise/şeytana yıkıyorsa şeytanlaşmıştır.
Bilinmelidir ki, iblis insanoğlunu zorlamıyor sadece rızasına ve zaaflarına yöneliyor. İlim ve akıl en büyük düşmanı olduğundan, insana hileyle yaklaşıyor ve sinsi planlarını inanç, ibadet, korku ve takiyye üzerinden uygulayıp “kibir” de yaratıyor. “Allah affeder” diyerek günaha, “dürüstlük karın doyurmaz” diyerek harama teşvik ettikleri de artık “şeytan insanlardır” ve çok tehlikelidirler.
“Şeytanın arka bacağı”, “şeytana pabucu ters giydirir” dediğimiz bu tipler, sosyal hayatta sevgisiz, merhametsiz, yobaz ve iticidirler hatta insanları cehennemle de korkuturlar. Dindar kılığına girip; bazen namazda ya da Kur’ân okumada görünürler ve sürekli Allah korkusundan, günahtan, kaderden vs. bahsederek düşünmeyi ve aklı da felç ederlerken; korkan korkutulan insanın da otorite kurmak, makam, saltanat, lüks yaşam ve şöhret elde etmek amacıyla iradesini teslim edeceğini bilirler.
Aliya İzzetbegović’in, “Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder” uyarısında olduğu gibi bu şeytan insanlar da toplumu cemaatlere, tarikatlara, mezheplere bölerek kontrol etmek isteyeceklerdir ki, neticeten “şeytan, kaostan beslenmektedir” de diyebiliriz.
Bakınız! Neticede insanız, coğrafyalar, kıtalar, diller, dinler değişse de insan her yerde aynı zaafları taşıyor. Bireysel ve toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engel; hazımsızlık, taassup, iftira gibi “şeytanî vasıflar” olup hayatımızı kuşatmış gibidir, zira nerede iyi ve güzel bir iş varsa bozmaya çalışan bir “şeytan” mutlaka ortaya çıkıyor. Mesela liyakatın yok sayılıp çıkar uğruna ehil olmayanı tercih etmek bir şeytanlıktır ve tarih boyunca bu tür tercihler toplumlara ağır bedeller ödetmiştir.
Günümüzde, şeytanlaşma dediğimiz kibir, menfaat, zulüm, kendini üstün görme vs. artık modern sömürgecilik, demokrasi maskeli işgaller ve köleleştirme, kapitalist hırs ve silah sanayii vs. adıyla kendini gösteriyor, hatta dünyanın güya “seçilmiş” efendileri diğer halkları “böcek” gibi görüyorlar.
Elbette fakir bir ülkede de; bir kabile reisi veya diktatör sırf kendi saltanatı ve lüks yaşamı için halkını açlığa, kaosa ve iç savaşa mahkûm edebiliyor. Zira güç; ehil olmayanın eline geçtiğinde hırs ve kibir aynı canavarı doğurur derler ki, çıkarı ilke edinen, nefsini ilahlaştırıp şeytanlaşanları doğru yola getirmek herhalde deveye hendek atlatmaktan farksız gibidir.
Kısaca, oyunu çoğu zaman din üzerinden değil ama “özgürlük, insan hakları, medeniyet” kavramları üzerinden sinsice oynuyorlar ki, “küresel şeytan” da kaostan besleniyor.
O halde, insanın yaratılışıyla başlayan “Âdem ile Şeytan” arasındaki bu mücadelede mühim olan; “Hatamızı kabul edip “Âdem gibi adam” olmak mıdır yoksa şeklen Âdem’e benzeyip fikren şeytana uyup şeytanlaşmak mıdır?
Dünyanın neresinde olursa olsun; ister “özgürlük” maskesiyle kan akıtanlar, ister üç kuruşluk koltuk için halkını kaosa sürükleyen zalimler hiç bir zaman ebedi değildir. Tarih, gücüne güvenip egosunun esiri olanların korkunç bir akıbete sürüklendiğini yazmaktadır.
İnsanız diyen her bir birey ”Âdem gibi adam” olmalı; dini, ibadeti kendi saltanatları için kullananlar; insanları böcek gibi görenler ve de kibir sahipleri dışarıda hayali bir şeytan aramak yerine önce aynaya baksınlar ve bir kaç sorunun cevabını versinler. Mesela;
Ben bir şeytan mıyım?
Kendimi üstün, kusursuz görüyor ve çevreme zulmedip kötülük yapıyor muyum?
Para için, makam için birilerinin hakkını yiyor hatta arkalarından onları karalıyor muyum?
Ayrımcılık yapıyor ve kaosa ortak oluyor muyum? vb…
Unutulmamalıdır ki, şeytan diye ayrı bir varlık yoktur, zira o insanın zalimleşmiş boyutudur. Son peygamberimiz Hazreti Muhammed’in “şeytanımı Müslüman ettim” sözünü iyi anlamalıyız. Dıştaki hayali düşmanlarla değil, içimizdeki kibir, hırs ve egoyu yani kendi şeytanımızı bulup terbiye edersek “şeytanla” mücadele edebiliriz. Kısaca öncelik içimizdeki şeytanın yani benliğin dizginlenmesidir. Zira, Şatana yani iblis; her daim insanı temiz yaratılışından (fıtrat), iyilikten ve doğru yoldan (Sırât-ı Müstakîm) uzaklaştırmaya devam ediyor.
*
2 Temmuz 1993,
Sivas’ta tüten dumanın ve yıllardır kalkmayan sisin tarihi…
O gün aklı, ilmi ve sanatı en büyük düşman bilen; “şeytanın arka bacağı” dediğimiz gözü dönmüş şeriatçılar ayaklandı ve onlarca yazarımızı, çizerimizi, canımızı Madımak’ta ateşe verip katletti…
Biliyoruz ki,
O yangını çıkaran kibir, o çığlıklara kulak tıkayan yobazlık, uzaklarda aradığımız iblisin ta kendisiydi ve o gün Sivas’ta ete kemiğe büründü ve insanlığı da yakmıştı…
İçimizdeki ve dışımızdaki tüm iblislere lanet olsun.
Unutmadık, unutmayacağız…
Suat Umutlu
Çivril, 02.07.2026
