Av. Suat Umutlu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. SINAV: BİLİNCİN İFLÂSINDAN VİCDANA

SINAV: BİLİNCİN İFLÂSINDAN VİCDANA

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SINAV: BİLİNCİN İFLÂSINDAN VİCDANA

​Suat Umutlu / 14 Temmuz 2026

“Vicdan, adaletin en kusursuz terazisidir.”

*

Üç beş delinin kof beyninden çıkan zehirin “hababam de babam” uçuruma yuvarladığı bir dünyada, hayatında bir “iz” bırakmadıkça “hiç” olacağını idrak edemeyen, sorumluluk bilinciyle “daha iyi nasıl yaşarım?” diyemeyen milyarlarca insanın; cehaleti, egosu ve bitmeyen “çıkar” hırsıyla ortaya çıkan ve artık “küreselleşen” bir çürümede hem insanoğlunun kendisinin hem de insanlığın tehlikeli hale gelmesinin sebebi, Tanrının; farklı yarattığı her insana verdiği akıl ve duygu yanında “iyilik geni” vicdan ile “kötülük geni” denilen nefsi yüzünden “insan” olması zor geliyor olmalı ki, adeta yüzeceği suyun kurumakta olduğunu görünce paytak paytak yürüyen şaşkın ördek misali yaşadığı acı gerçekleri umursamadığı, ruhunun ve aklının rehberliğinden de uzaklaşıp, Mevlânâ’nın: “Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı” dediği “Saldım çayıra, Mevlâm kayıra” haline düştüğünü görüyoruz.

Galiba “ateşten gömlek” giymiş bir toplumda; bir taraftan düşünmeyen ama gücün kölesi olup iki lokma ekmeği nimet sayanların, diğer taraftan da hakları suistimal edilen, itilip kakılanların hatta “selpak mendil” gibi kullanılıp atılanların sessiz kalmalarının sebebinin de “nato kafa, nato mermer” dediğimiz içi boşalan, iflâs eden “zihniyetleri” olduğu kuşkusuz gibi, zira üç maymunu oynayan; görmeyen, duymayan, konuşmayan ama ruhunu şatafata, aklını ise çıkar hırsına bırakanların, sırf nefes aldığı ya da gününü kurtardığı için kendini şanslı sayanların da vicdan hesabı yapılmadan ne eşeğin yükünün hafifleyeceği ne de o çayırın yeşereceği gerçeğini anlamadığı ortadadır.

Hakan Dikmen’in dediği gibi, “Tilkiler plan yapıyor, kurtlar infazı üstleniyor, çobanlar masaya servis ediyor, sahipler ise baş sağlığı diliyorken vicdan sadece dekor oluyor” ise bu, bir toplumun içeriden işgali ve felaketi demektir ki, başkalarının mutsuzluğundan güç alanların “vicdan terazisini” kırıp kendilerini hâlâ masum saydığı böyle bir anla(ma)ma, uyu(t)ma ve sus(tur)ma karşısında Aziz Nesin’in “Ah Biz Eşekler” hikayesinden ilhamla: “Ah Biz İnsanlar”, eşekler gibi bir araya gelip kendimize yapılan haksızlıkları görsek ve anlasak bu çarpıklığa son verebilir miyiz ya da kurtuluş umudumuz var mıdır derseniz; bir eşeğin, “eşek” olduğunu anlaması gibi millet olabilenlerin özündeki “vicdan” da çok şeydir ve bilincin iflâsı karşısında, o umut; insan hak ve özgürlüklerinin yeniden var olduğu bir toplum için belki de son kale dediğimiz, sadece bir duygunun değil, insanlığın ortak aklı olan ve kaybedildiğinde kanunun, ahlâkın anlamsız kaldığı vicdanımızdır.

Bakınız, bir ülkenin gerçek bekası; üreten ekonomisi, adil hukuk sistemi, nitelikli eğitimi ve sorgulayan vatandaşıdır. Eğer korktukları için akıllarını “askıya” alanlar gibi haksızlığa ses çıkardığında “vatan haini”, açım dediğinde “bozguncu” ilan edilenler de varsa bu, sıradan bir durum değil bir toplumdaki “vicdan” aşınması, bir ülkenin de bağışıklık sisteminin yok olmasıdır. Gerçekten ceremeyi çekiyoruz ama zihnimizi ve kalbimizi teslim etmek zorunda değiliz. Yeter ki, susan ya da susturulan her vicdanın daha büyük felaketlerin habercisi olduğunu bilelim. Victor Hugo’nun dediği gibi: “İnsanlık, bir yüreğin attığı yerdir.” Kusurlarımızı bilip “daha iyisini yaparım” diyerek; inkâr, kibir ve hamaset tuzaklarına düşmeyelim. Kendi gücünü fark eden, vicdanını dirilten her uyanış insanlığın kapısını aralamış demektir ve önünde hiçbir engel var olamaz. Muktedirlerin, gücün ve paranın satın alamadığı ve çürütemediği tek yer de o vicdandır. Zaten tarihte, tek bir insanın vicdanen direnişiyle dahi diktatörlüklerin sarsıldığını da görmekteyiz. Mesela, herkes korku içindeyken sadece bildiri dağıtan Sophie Scholl’un giyotine götürülürken “Bu kadar insanın vicdanı uykudayken, birkaç kişinin ayağa kalkıp haykırması neden şaşırtıcı olsun?” sözü, onun başkaları için de yaşayan bir insan olduğunu ortaya koyan vicdanının sesidir. Elbette, karanlık olan ne varsa vicdansızların eseridir ama bu, maalesef emperyal güçlerin de “insanı içeriden çürütme” taktiğidir. Bu nedenle susmakla başlayan, gülüp geçmekle süren, ruhumuzun ve aklımızın kaybolduğu uykudan tıpkı Scholl gibi uyanmak ve “Kimin yükünü taşıyorum, ne yapmalıyım?” diyebilmeliyiz.

Neticeten;

“İnsan, insan olarak doğar ama insan olarak yaşamak, çalışmak ve faziletle dolmak lazımdır” diyen Atatürk’ün izinden gitmeliyiz. Nefsimizi yenerek cesaret, bilgi ve vicdanımızla önce BEN, sonra BİZ olup; toplumu adeta nefessiz bırakan o kutuplaşmayı, her türlü dalkavukluğu ve biata teslimiyetin onursuzluğunu yok etmeliyiz.

“Nice han nice sultan, tahtı bıraktı geçti. Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti.” – Yunus Emre 

​Suat Umutlu

Çivril, 14.07.2026

SINAV: BİLİNCİN İFLÂSINDAN VİCDANA
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.