”Sanat, eğer zulmün ve adaletsizliğin üzerini örten bir şal haline gelmişse, o artık sanat değil, ideolojik bir infaz aracıdır.” – Albert Camus
*
21. Yüzyılda; bir taraftan uygarlığa uzanan yolda edebiyatın başka hayatların içinden “bakmayı”; sanatın ise görünenin ötesini “görmeyi” öğrettiğini ileri süren ama diğer taraftan insanlık tarihinin gerçeklerini bilerek kolayca çarpıtan emperyalist bakış karşısında biraz düşünelim ve sorgulayalım mı?
Mesela, Partisinin adında “sosyalist” sözcüğü olsa da, Adolf Hitler’in ilk hedeflerinden birinin sosyalistler olduğunu bile bile Elon Musk’ın, “Hitler sosyalistti!” derken amacı ne olabilir?
Yine, tıpkı İran, Suriye, Lübnan, Ürdün, Libya gibi Türkiye de Ortadoğu kategorisinde olmalı diyerek 5 Mart 2025 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi’ne sunulan tasarı nasıl yorumlanmalıdır?
Ya da, Lozan Antlaşması sırasında İngiliz Lord Curzon’un, “Bu davayı siz kazandınız ve istediklerinizi aldınız ancak unutmayın ki, bir gün yine bizim yardımımıza muhtaç olacaksınız ve her şeyi elinizden alacağız” dediğini hatta “Siz! Atatürk’ten ve Cumhuriyetten vazgeçin, tekrar Osmanlı’ya dönün…” çağrılarının temeli bir “hesaplaşma” zamanının geldiğini gösteriyor olabilir mi?
Elbette, bu topraklarda milletin zihnini işgal etmenin yolları hep arandı, aklı ve inancı hedef alındı. Düşüncesi felç olmuş bir halkı yenmek için cephe kurmaya gerek olmadığını biliyorlar ve bir toprağı fiziken işgal etmektense milletin zihnine korku ve kuşku tohumları ekmeye odaklanmak istiyorlar ve algı yönetimi, psikolojik harp ve dijital kuşatmalarla benzer senaryoları sahnelemekten çekinmiyorlar.
Almanya’dan bir örnek verelim;
Stuttgart Devlet Operası; tarihe ve asil bir milletin varoluş mücadelesine saygı duyan herkesi sinir eden sinsi bir projeyi, “sanatsal özgürlük” iddiasının ardına saklanarak “Atatürk: Mustafa Kemal Efsanesi” adlı operayı 2027 sezonu için takvime aldığını, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü “çelişkili”, “tartışmalı” ve “tarihsel şiddet” başlıkları üzerinden “Tartışmalı Figür” olarak ele alıp bugünün tarihsel perspektifiyle yaklaşılacağını, bu arada Ermenilere, Rumlara ve Kürtlere yönelik şiddetin işleneceği” olarak duyurdu.
Bakınız, Edward Said’in “Batı, Doğu’yu ve onun kahramanlarını hiçbir zaman olduğu gibi görmez; her zaman kendi siyasi ajandasına göre yeniden kurgular ve yargılar” dediği, İngiliz Winston Churchill’in de “Diplomasi ve siyaset, düşmanınızı sizden yardım isteyecek hale getirene kadar onun zeminini sinsice kaydırma sanatıdır” dediği yerdeyiz.
Opera metni henüz yazılmadı, perde henüz açılmadı ama karşımızda yalnızca siyasi değil, Türk milletinin düşünme biçimini, hayal gücünü ve kendine olan inancını da hedef alan zihinsel saldırı var ve amaçları, bizi kendimizden şüphe ettirmek, geçmişimizi küçümsetmek, geleceğimizi ise belirsizleştirmek.
Kendi yarattıkları nefret tiyatrosunda, sanatı bile kendi yalanlarına hizmet ettiği sürece alkışlayan emperyal sistemlerin sahnedeki oyuncuları değişse medeniyet maskesi altında suçluluk psikolojisiyle her daim oyun içinde oyun peşindeler…
Neden?
BOP yani İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da destek verdiği Büyük Ortadoğu Projesi ile din, milliyet, özgürlük ve demokrasi bahanesiyle azınlıkları isyana teşvik ederek kontrol edilebilir küçük devletler oluşturmak, bizi sonu kan ve gözyaşı olan Ortadoğu Bataklığına itelemek hatta Türkiye’yi zayıf, çaresiz, bölünmeye mahkûm bir ülke gibi resmederek, tıpkı Edward Bernays’ın “Bir milleti tutsak etmek istersen, önce onun zihnini esir al” dediği gibi “kendimizden kuşku duyar” hâle getirmek istiyorlar ki, bu, emperyalizmin en eski taktiklerindendir. Yani doğrudan yıkamadığın kaleleri, kahramanları “tartışmalı” ilan edip içeriden yok etmeye çalışmak…
İşte, Stuttgart Devlet Operası, Atatürk’ün bazı devrimlerini göstermelik serpiştirip, hemen ardından “şiddet, baskı, suç” ithamlarıyla “gri bir alan” yarattı. Yani Atatürk’ü tamamen karalarsa milyonlarca Türkün, överse Batı’daki radikal güçlerin tepki göstereceğini bile bile “ne nalına ne mıhına vurdular” ve denize bir iğne atıp “biz sanatsal, tarafsız ve çok sesli bir alan açtık” diyerek kenara çekilip “Gerisini Türkler, Kürtler, Ermeniler ve Rumlar düşünsün ve birbirlerini yesin!” dediler.
Acaba! Önümüzdeki sürede bağışıklık sistemimizi bozmayı, provoke ederek sokaklara dökmeyi ve ardından “Bakın, Türkler uyum sağlayamıyor, sanata saldırıyorlar” demeyi hedefliyor olabilirler mi?
Oysa, ortada sanat mı, yoksa toplumun hassas noktalarıyla oynamak mı dediğimiz bir durum var. Biliyoruz ki, sanat tabuları yıkabilir, eleştirel de olabilir; fakat sanatın “özgürlük” veya “çok seslilik” maskesi altında, bir milletin varoluş mücadelesini, bağımsızlık karakterini hatta o bağımsızlığın simgesini yani Atatürk’ümüzü doğrudan “devlet şiddeti ve suç” parantezine almak “sanat özgürlüğü” değil tarihi gerçeklere ihanettir, bilinçli olarak oluşturulmuş zihinsel sabotajdır.
Onlara hatırlatalım; Siz! İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük soykırımların ve sömürge katliamlarının müsebbibisiniz ve hâlâ geçmişinizin utancını temizleyemediniz ama “insan hakları”, “sanat özgürlüğü” ya da “geçmişle yüzleşme” dersi vermeye kalkışıyorsunuz ama bizi hiç tanıyamamışsınız. Biz ne Ortadoğu ülkesiyiz ne de sömürge…Türk milleti sabırlıdır ve soğukkanlılığını korur ama asla gürültüye pabuç bırakmaz ve bu asla bir acziyet veya teslimiyet değildir ve her şeyin bir sınırı vardır. Köklerinden kopmayan bu toplum sinsi oyunlara gelmeyecek bir iradeye sahiptir, kurucu liderine ve Cumhuriyet ilkelerine daha sıkı sarılacağından kuşkunuz olmasın.
Başkan John F. Kennedy’i biliyorsunuz. O, sizden biri ve diyor ki: “Atatürk, tarihin sadece akışını değiştiren bir lider değil, insanlık idealinin evrensel bir simgesidir.”
Siz siz olun Atatürk’ü iyi bekleyin derim. O, bizden biri ve diyor ki; “Cumhuriyetimizin, bir takım kirli emellerle sarsılabileceğini sananlar, sadece kendi gafletlerinde boğulurlar” ki, böyle biline!…
Neticeten, Kurtuluş mücadelesi veren bir millet, dışarıdan gelenin sadece emperyalist bir “düş” olduğunu fark ettiği an “iç gücü”nü de yeniden ayağa kaldırmış demektir. Onlar, güya medeniler ama kirli geçmişlerini aklayamamışlar ama çamur atmakta beis görmüyorlar. 72,5 parçalar ama tek parça bir devleti hizaya sokmaya çalışıyorlar? Hadi ordan!
Suat Umutlu
Çivril, 22.06.2026
