0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

KASTALYA’YA KAÇIŞ

KASTALYA’YA KAÇIŞ
Suat Umutlu
İzmir, 15.08.2026

​”Bir çağın dilini anlamak aynı zamanda ruhunu da anlamaktır.” — Ludwig Wittgenstein
*
Yıl 1943…
Alman yazar Hermann Hesse, “Boncuk Oyunu” adlı romanında, dünyadan uzakta “hayali” bir ülkeden söz ediyor: Kastalya…
Orada;
​Ne siyasetin, ne de mal, mülk, makam hırsının esamesinim dahi okunmadığı ama uyguladığı eğitim sistemiyle zihnen ve ahlaken olgunlaştığınızda adeta “İşte hayat, ideal insan ve insanlık budur!” dedirten böyle bir ülkeye gittiğinizi düşünün, mesela!…
Artık;
Kastalya’daki eğitim sonrası diplomanızı aldınız ve insanlık tarihinin bilim, sanat, felsefe kurallarıyla dolu zihninizle ve “dünya daha yaşanır olur, olmalı” hayaliyle gerçek hayatınıza döndünüz ancak “Köyden indim şehire şaşırdım birdenbire” misali, daha önce hiç gör(e)mediğiniz, duy(a)madığınız ve konuş(a)madığınız binlerce karmaşayla yüz yüze gelince hayal kırıklığına uğradınız ve “Kazın ayağı hiç de öyle değilmiş” diyerek üzülürken, asıl meselenin çok farklı olduğunu acı bir şekilde öğrendiniz… Zira önünüze çıkan o ahval ve şeraitte, gerek savaş psikolojisinin ve gerekse Nazi rejiminin yarattığı zihinsel yozlaşma sonucu insanlar sizi anlamıyordu, hatta akademik ve edebi çevreler sizi milliyetçilik ruhuna aykırı davranmak, insanları hayata yabancılaştırmakla suçluyordu ki, bazen “zaman her şeyin ilacıdır”, “tebdili mekanda ferahlık vardır” desek de anla(şıl)mamanın ötesinde bir sorun olduğunu anlıyoruz.
Eğer;
İnsanoğlu kendi diliyle derdini anlatamıyor ya da karşısındakini anlayamıyorsa, sebebi Friedrich Nietzsche’ye göre ” vicdanların farklı olmasıdır” yani kelimelerin dilinin değil, ardındaki zihniyetin ve ruhun okunamıyor, hatta hissedilemiyor olmasıdır ki, neticeten kendi ülkenizde, kendi yazdığınız dilin içinde bile yabancılaşabiliyorsunuz, tıpkı Hermann Hesse gibi…
Bakınız!
Devlet adamı, gelecek kuşakları düşünen; siyasetçi ise gelecek seçimi düşünendir” der James Freeman Clarke
Özellikle siyaset arenasında kullanılan sözlerin arkasındaki dilin yani zihniyetin anlaşılır olmaması nedeniyle sorunlar çözül(e)mediği gibi, halkın vicdanındaki kaygılar da artmaktadır. Belki de George Orwell’ın tespiti gibi “Siyasi dil… yalanları kulağa doğru getirmek için tasarlanmış olabilir.” Ne dersiniz?
Bizler;
“Dünyanın en stratejik coğrafyasında; kavganın ve ekonomik çaresizliğin pençesinde huzursuz ve zavallı bir millet haline geldiğimiz gibi önceden gıptayla bakan milletler dahi acıyarak bakmakta…Bilinmelidir ki, toplumları hak ettikleri insanlar yönetir ki, onların adaletin devletin temeli olduğunu bilmesi, hayatının her noktasında yaşama saygılı olması, milletine hesap vermekle yükümlü olduğu gerçeğini unutmaması yanında kullandığı
dilin toplumla arasına duvar örmemesi, imza attığı her belgede ülkesinin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutması ve dün dediğinin tersini bugün dile getirmemesi önemlidir” diyor Ahmet Zorlu…Eğer sıkıntılarımızı anlatamıyor, onları anlayamıyorsak ya da bizi anlamak istemiyorlarsa, Montesquieu’nün dediği gibi tarihin derinliğinde kaybolmaya da mahkûmdurlar.
Acaba!
​insanoğlunun büyük hatası, Arthur Schopenhauer’in dediği gibi dünyayı olduğu gibi değil de olmasını istediği gibi görüyor olması mıdır? Sadık Çelik’in tesbiti burada önemli diye düşünüyorum. Zira, “Özgürlük, güvenlik, refah, adalet, huzur, başarı gibi değerlerin hepimizde farklı bir anlamı olsa da hangisine hizmet ettiğimizi, hangi bedeli ödemeyi kabul ya da reddettiğimizi de bilmeliyiz. Mesele, bir hedefin gitmeye değer olup olmamasıdır” derken haksız sayılmaz.
Unutulmamalıdır ki,
“​Dünyanın hangi coğrafyasından, hangi ırkından, hangi inanç grubundan olursak olalım iki kutsalımız sevgi ve barış, önceliğimiz ve varış noktasımızsa halkın sadece bugününü değil, yarına olan inançlarını tüketmeden, duygularını sömürüp siyasete alet etmeden insan olmak, insan kalabilmektir” diyor İsmet Orhan…
Bunun yolunu filozoflar gösteriyor bize… Mesela, ​Jean-Paul Sartre: “Hiçbir şey, eyleme dönüşmeyen bir felsefe kadar beyhude değildir” diyerek topu Karl Marx’a atıyor. “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlar, asıl sorun onu değiştirmektir.”
Son sözümüz;
​Sizce Yunan mitolojisinde adı geçen o hayali ülkeye sığınmak bir kaçış mıdır, yoksa ahlaken ve zihnen gelişmek daha evla ve asıl mesele oradaki arınmayı bu kirli dünyaya taşıyabilmek midir?
​Ne dersiniz?
*
“Dilimizin sınırları dünyamızın da sınırlarıdır.” – Ludwig Wittgenstein.

​Suat Umutlu
İzmir, 15.08.2026

KASTALYA’YA KAÇIŞ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Giriş Yap

Haberveriyor ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.