Cendere: Hayatın İdamesi, Zor İnsanın İdaresi
Suat Umutlu / 30.08.2026
”İnsan;
Tıyneti bakımından bir şahıs,
Ruhuyla bölünmez bir kişi,
Benliğiyle bir töz,
Aklıyla bir tanrı,
Birlikte çokluk, çoklukta birlik,
Bedenli oluşuyla fani,
Hareket eden canlı olduğu için ölü,
Mükemmeli arayan olarak diri,
İhtiyaç sahibi olduğu için eksik ve
İsteyen varlık olarak tamdır.” – Şahin Filiz
Montaigne, “Her insanda insanlığın bütün halleri vardır” der. Gerçekten kendi iç dünyasına yönelip sevgi, nefret, öfke, rekabet, dil gibi birçok duygu ya da kavrama anlam katarak kendini tanımaya çalışırken, doğal olarak insanlığı ve ‘öteki’ dediği kişileri de tanımaktadır ki, artık sadece biyolojik değil, sosyal bir varlık olarak José Mujica’nın dediği gibi ya düşündüğü gibi yaşayacaktır ya da yaşadığı gibi düşünmeye başlayacaktır.
Zira karşısına çıkan ‘öteki’ insanlar iki türlüdür: İlki; sorgulayan, hakikati dinleyen, arayan ve “Delili nedir?” diye soran, etkili ve faydalı olanları önemseyen ötekiler; ikincisi ise kalabalığın içinde kaybolup dikkat çekene yönelen, her söylenene takılan ve etrafımızda fazlaca olan diğer ötekilerdir ve burada önemli olan, Aristoteles’in de “İnsan, yeryüzünde tek başına yaşayabilir mi?” sorgusunun cevabını bulmaktır.
Bakınız, Terry Brooks da “Hayat bizi, bize ait olmayan problemler sorarak, zor koşullar ve zor insanlarla test eder!” der.
Elbette hayatımızda korku duyduğumuz, hayal kırıklığı yaşadığımız ya da endişe taşıdığımız anlar olacaktır; ama esas itibariyle bizi cenderenin içinde nefes alamaz hale getirenler kimlerdir?
Onlar; İmmanuel Kant’ın dediği gibi hem aklını kullanma cesaretini gösteremeyip elalemin aklıyla yaşamaya mahkûm olan hem de eksikliklerini ya da korkularını hayatı başkalarına zehir ederek kapatmaya çalışan; hayatı adeta saatli bir bomba gibi ‘zor’ açıdan yaşamayı tercih eden, cehalet ve biat kültürüyle el ele yürüyen tehlikeli zor insanlardır.
Eğer günümüzün bilgi çağında birkaç saatlik uçak yolculuğu bizi yüz yıl ileride ya da yüz yıl geride bir topluluğa veya bir zihniyete götürüyorsa; kısaca kendimizi kötü, dışlanmış, aşağılanmış, huzursuz, tükenmiş, öfkeli veya çaresiz hissettiriyorlarsa, toplumların ve insanların bu hale nasıl geldiği mutlaka sorgulanmalıdır. Zira onlar açık sözlü olmadıklarından ne düşündüklerini anlamadığımız gibi “Bilmem!”, “Önemli değil!”, “Sen karar ver!” diyerek iş birliğinden kaçıp sorumluluk da almıyorlar; üstelik bir taraftan yıkıcı eleştiri yaparken asla yapıcı önerilerde bulunmadıkları gibi destek de vermiyorlar…
Hatta; tutarsız, narsist, çıkarcı, kimi zaman agresif davranan bu zor kişiler, “İnsan, insanın cehennemidir” diyen Jean-Paul Sartre’ı haklı çıkarsalar da, hayatın içinde zaman geçirdiğimiz ailemiz, arkadaşımız, eşimiz, belki patronumuz, meslektaşımız ya da eski dostlarımızlar ve her ne kadar hayatımızın normal akışını etkileseler hatta bizi huzursuz etseler de onlardan tamamen kurtulabilmemiz imkânsız olsa da ‘aramıza sadece fiziksel değil, psikolojik ve duygusal açıdan da mesafe koyabilirsek kontrol edebilmemiz mümkündür’ diyor Ömer Sabri Kurşun…
Zaten bir Hint atasözünde de denildiği gibi; “Dünyanın her yeri dikenlerle kaplı. Diken batmaması için ya tüm dikenleri yok edeceğiz ya da ayağımıza sağlam bir çizme giyip dolaşacağız!..”
Neticeten hem ‘Ben’in yani kendi hayatımızın idamesi hem de ‘Öteki’ dediğimiz zor insanın idaresi için evrendeki sayısız çemberlerden birinde dönerek ömrümüzü tüketirken o cendereden çıkış yolu, belki de o çizmeyi giyip takındığımız dik duruştur.
Zira; “Ya dışındasındır çemberin,
Ya da içinde yer alacaksın…” diyor Murathan Mungan.
Kim bilir?
Bugün 30 Ağustos;
Sadece kazanılan bir savaşın değil,
İstiklâline ve istikbâline sahip çıkan bir milletin iradesinin de tecelli ettiği bir tarihtir.
Türk Milletinin Zafer Bayramı ve Kütahya, Dumlupınar, Demirci ve Çivril’in kurtuluş günü kutlu olsun.
Suat Umutlu
Çivril, 30.08.2026
Not: Akademisyen Prof. Dr. Şahin Filiz’e, Yazar Portal sitesinden Gazeteci-Yazar Ömer Sabri Kurşun’a, Yazar-Şair Murathan Mungan’a ve Paloetos sitesine teşekkürler.






