Portre: Bir Aydınlanma Çınarı “Prof. Dr. Coşkun Özdemir”

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Portre: Bir Aydınlanma Çınarı
“Prof. Dr. Coşkun Özdemir”

​Suat Umutlu
29.09.2026

​”Pislik üzerine konan sinek gibi alçakların kapısına gitme!
İki günlük kuru ekmeğin olsun, kendi kanını iç ama asla başkasına boyun eğme!” – ​Ömer Hayyam¹
​*
Akıl, bilim ve onurla geçen bir ömür. Hayata bakış açısıyla topluma örnek bir hekim, “Duayen’ bir akademisyenin, çürüyen bir düzende hilekarlıkları ve ihanetleri görecek bir bilince sahip ol(a)mayan, adeta ruh hastası olan insanlara, “Bu karanlığa karşı herkes ama herkes görevli! Ben çok yaşlandım ama hâlâ güzel günler göreceğimize inancım var” dediği acı ama gerçekçi sesini anlatabilmek ve yazabilmek zor olsa da bir vefa olsun, unutulmasın istedim.

Biliyoruz ki, toplumların huzuru, mutluluğu ve refahı için üretimi, eğitimi, adaleti, sağlığı, ulaşımı, milli gelirin adaletli dağılımını düzenlemek devletin görevi ama yoksulluğa düşüp et yiyemeyen, ucuz ekmek kuyruğuna giren milyonlarca insanımız var. Her sabah gazeteleri açtığımızda arkadaşını öldürüp intihar edenleri, boşandığı eşini katledenleri, alacak-verecek kavgalarında can alanları, polis intiharlarını okumuyor muyuz?

Öte yandan “siyasetçisi, amiri memuru, dincisi tarikatçısı cemaatçisi, işadamı bankacısı borsacısı ve yandaşı ile yurdu soyan soyana…Halk mı? Sadece olup biteni izliyor ve ‘çalıyorlarsa çalışıyorlar’ diyerek taltif ediliyor”² ve yaygınlaşıyorsa, artık sadece insanlığın değil vicdanların da çöktüğü bu çürüme ahvalinde “böyle bir memlekette bayram yapılmaz”³ deniliyorsa düşünmek ve sorgulamak gerekir.

Belki de, “İnsanın ve insanlık düşmanlarının sadece üniformaları değişti ve eskiden kılıç kuşanıp kaleleri fetheden, savaşlardan toprak-para kazananlar şimdi takım elbise giyip ‘zihinleri fethediyor’, yoksullardan oy devşiriyorlar ve etrafımızda kötülük yapanları, kötülüğü görüp susanları, haksızlığı bilip alkışlayanları, vicdanını menfaatine kiralayanları görüyorsak, bugün dünyanın kıtlığının sadece ekmek değil vicdan kıtlığı olduğunu, insanlığın düşmanının da halk değil, onları pazarlayan bizlerin oluşturduğu siyaset sahnesi”⁴ tesbiti de söylenebilir.

Eğer aydınlanmadan uzak beyinlerin, saptırılmış inançların yarattığı akıl kaybı yöneticilere de yansırsa her toplumun çöküşe sürüklenebileceği, hatta iktidar uğruna laikliğin yıpratılabileceği, güvenilecek bir kurumun kalmayabileceği ve neticede geleceğe güvenle bakmanın bir hayal olacağı bilinmelidir.

Oysa bunlar yaşanmasın diye bilimi kullanan, doğayı seven, insanı ve insanlığı savunan evrensel bir akıl vardı ama ne İslam dünyası, ne Osmanlı ne de bizler bunu hiç anla(ya)madık. Her ne kadar Atatürk halkın nasıl cahil bırakıldığını anlatmaya çalışsa da, akıl, bilim, hoşgörü, anlayış, uzlaşma, uygarlık olsun, Allah’ın emir ve yasakları, peygamberin hadisleri ve doğruları nedir öğren(e)medik. Öyle ki, o eşsiz devrimcinin getirdiği aydınlanmayı yurtseverlerimiz bile anlayamadı!…

Bugün İslam ülkeleri içinde tek demokratik ülke olmakla övünürken bunu Atatürk’e ve Cumhuriyeti kuranlara borçlu olduğumuzu neden unutuyoruz? Onun çağdaşlık ve aydınlanma dönemi bu toprakların altın yılları olsa da ölümünden sonra yaşananları görünce demokrasinin becerebileceğimiz bir yönetim olmadığı anlaşılıyor. Mesela, Amerika’nın yardımıyla toprak ağalarının birleşip eğitime darbe vurduğu o yıllarda Milli Eğitim Bakanı görevden alınmış, Köy Enstitüleri ve Halkevlerinin kapatılmış, Tevhidi Tedrisat Kanunu’ndan vazgeçilmiş vs… Bunlar gerçekten çağdaşlığa indirilen darbelerdi. Neticede nihai amacı halkı cahil bırakmak olanlar maalesef başardılar da…

Elbette,1950 sonrasında iktidara gelen muhafazakâr partilerde Cumhuriyet devrimlerine sadık kalmadılar. Bir taraftan Tarikatların “din” ile aldattığı insanoğlu haklarını, adaleti ve eşitliği vs. anlayamaz hale gelirken,
politikacılar da olabildiğince çağdaşlığı hedef alıp bu istismara devam edip
laikliği din ve Allah karşıtlığı olarak gösterdiler. Kısaca laikliğe darbe vurdular.

Biliyor musunuz? Bilim adamı Einstein’a⁵ ”Tanrıya inanıyor musunuz?” diye sorduklarında, onun ‘inanıyorum’ dediği ”Spinoza’nın⁶ Tanrısı” bakın hangi nasihatlerı sıralamış: ”Tapınakları boşver, dua etmeyi bırak yaşamın tadını çıkar. Benim evim dağ, orman, nehir ve senin kalbindir ve beni dışarda değil ancak içinde bulursun. Aklını kullan, özgürsün…” O, böyle bir Allaha inanıyordu. Eğer son 700 yılda okumayan, düşün(e)meyen, doğmalara mahkûm olan, özgürleş(e)meyen milyonlar hatta Atatürk’ü ve devrimlerini küçümseyen, islamcılara methiye
düzenlerin yetiştirenler, “Keşke Yunan kazansaydı” ya da “Öteki dünya cennet, cehennem cin, şeytan bilir” diyenler sizce
Atatürk’ü anlamış mıdır, Spinoza’nın adını duymuş mudur? Ne dersiniz?

Aslında çok şey var söyleyecek!ama Türkiye’nin ve Türk halkının en büyük eksiği hem emperyalizmn hem de bencil politikacıların korktuğu aydınlanmadır ve halkın cahilliğinden yararlanılarak yaratılan bu islamcı siyasetten kurtulmalıyız. Ancak bu noktada maalesef büyük bir sorunumuz var: Aydınlarımız…

Bakınız! Sapık ve kör inançlarla yetişmiş, hiçbir zaman kafa aydınlığına ulaşamamış ama şeriat ve ahiret sınırları içine hapsolan insanlarımızın ‘zavallılığı’ kabul edilemez olsa da anlaşılabilir ama
rezilliklere karşı çıkmak şöyle dursun, alkış! tutan aydın takımı var. Oysa iyi eğitim gören ve dünyayı tanıyan, Rönesans’tan ve aydınlanmadan haberdar olan, gerek emperyalizmi ve gerekse Kurtuluş Savaşı’nın hangi koşullarda yapıldığını bilen, onun önderi Atatürk’ü ve onun devrimlerini tanıyanların bu dönekliği ve karanlığa teslim oluşu ne kabul edilebilir ne de anlaşılabilir…Neticeten Atatürk’ü anlayamayan profesörleri, politikacı eli ile yobazlara teslim olan diplomalıları insanlığın ve vicdanların çöküşüne bir sebep olarak görmek yanlış sayıl(a)maz.

Elbette istisnalar kaideyi bozmaz. Bu konuda, “Ey Millet! Sen bir bütündün ancak dünyanın zenginleri, servetlerini kaybetmemek ve güvence altına almak için Ortadoğu’da güçlü devlet kalmasın; mesela Türkiye Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Alevi, Sünni vb. diye bölünsün, parça parça olsun istiyorlar. Öyle ki oyuna gelesiniz diye “demokrasi, özgürlük, insan hakları” havucunu gösteriyorlar!
Ama yetiştirdiğin aydınlar seni aydınlatmıyor ama sen de farkında değilsin.
Ey Millet, Ey Aydınlar!
Nasıl gelirsiniz bu oyuna?”⁷ diyenler de var. Demek ki, yapılacak tek şey; aklı, bilimi, aydınlanmayı ve vicdanı yeniden kuşanarak bu çürümüş düzenle mücadele etmektir.

Fizikçi ve yazar Stephen Hawking’i⁸ mutlaka duymuşsunuzdur, diyor ki; “Hareket edemiyor olsam da, bilgisayar aracılığıyla konuşmak zorunda kalsam da zihnimde özgürüm.
Hedefim evreni her yönüyle anlamak; neden bu şekilde olduğunu, neden var olduğunu bilmek… Unutmayın hayat ne kadar kötü görünürse görünsün umut da vardır. Sadece cesur, meraklı ve kararlı olun ve imkansız görüneni başarın. Bunu yapmak mümkün! Zira insanın gayretinin sınırı olamaz.”

İnsansınız, “Hayatınızda para kazanabilir, makam sahibi olabilir, şöhret elde edebilir, güçlenebilirsiniz de ama güven gitti mi, geriye sadece görüntü kalır. Ama yaşarken satılık olmayan en az bir şeyiniz de olmalı, mesela kendi sözünüz, vicdanınız, onurunuz, çizginiz vs …Gerçek zenginliğiniz cebinizdekiler değil, zor zamanda satmadıklarınızdır. Elbette bazı hatalar affedilir, telafi de edilir ama bir insan karakterini pazarlığa çıkarmışsa, orada artık mesele hata değil tercihiniz”⁹ değil midir?

Yaptığımız tercihlerin neye mal olduğu ortada, “Bugün milyonlarca insanın derdi geçim olsa da hâlâ doymayan ve daha fazla para, güç ve imtiyaz peşinde olanlar var ve bizleri yıllarca kandırabilirler de ama açlığı, yoksulluğu ve adaletsizliği sonsuza kadar asla gizleyebilirler mi? Artık bu ülkenin birer ferdi olarak kimin alın teriyle, kimin ayrıcalıkla yaşadığını görmeliyiz, zira mesele para değil vicdandır ve adaletsizliğe çanak tutanlara, hırsızlığa ve yolsuzluğa kılıf arayan din bezirganlarına da Yazıklar olsun! diye seslenmenin zamanı”¹⁰ gelmedi mi?

Gerçekten, “Dinin bu kadar siyasi kazanç için, para ve rant için kullanıldığına hiç tanık olmadım. Güzel ülkem, Aziz Milletim tam bir cahil, dinbaz, kurnaz ve yobaz ittifakının pençesinde can çekişiyor”¹¹ ise bir an dahi olsa İslami akıldan, bilimden, sanattan nasıl yoksun bırakıldığımızı düşünür, mesela; İbn Sina¹², İbn Rüşt¹³ vb. okur ve anlarsak hatta Hayyam’a da kulak verirsek neler olmaz, neler değişmez ki!

Bırak!, “İyiler iyilerle, kötüler kötülerle yaşasın…Her makamın, her koltuğun hatta paranında son kullanma tarihi var ve bugün tepeden bakanlar, yarın başını kaldıracak hal bulamayabilirler.

Zaten hayatın en büyük ironisi; insanın, başkasına hazırladığı hesabın önüne konacağını unutması değil midir? Gün gelir, alkışlar geçer, koltuklar değişir, dost görünenler dağılır ve geriye sadece “iyi ve kötü“ kalır ve herkes aynanın karşısında tek başınadır. İşte o gün; ne mazeretin hükmü, ne ünvanların kıymeti ne de kalabalığın sesi değil, sadece hesaplaşma duygusu vardır. Artık hayatın en ağır cezası “mahkeme“ değil, insanın bir gün yaptıklarının hesabını yine kendisine vermesidir.

Dolayısıyla iyilik iyiliği bulsun, kötülük ise kendi kanalında boğulsun.Bu, ne intikam ne de öfkedir, sadece iyi ya da kötülerin, iyilik ya da kötülüklerin buluşmasıdır ve mazeret değil hesap, güç değil gerçek, suskunluk değil vicdan konuşur. De hadi! Var mısınız?”⁴

Son sözümüz; Anton Çehov¹⁴, “Normal ve makbul biri olmak istiyorsan, sürüye katıl” derken, Friedrich Nietzsche¹⁵ de “Birey, sürünün tahakkümünden özgür kalabilmek için sonsuz bir mücadeleyi göze almalıdır” diyorsa “Düzen adamı olma, iktidarlara veya zenginlere boyun eğme ve haysiyetli bir yoksulluğu onursuz bir zenginliğe tercih et!”
*
Cumhuriyetin önemli bir neferi, ‘Aydınlanma Çınarı’ Prof. Dr. Coşkun Özdemir’i rahmet ve minnetle anarken,
ülkemizin son yüzyıldaki siyasi ve toplumsal fotoğrafını akıl, bilim, aydınlanma ve vicdan ekseninde gözler önüne seren değerlendirmelerini Cumhuriyet dönemi şairlerinden Hasan Hüseyin Korkmazgil’in¹⁶ gözü ve diliyle tamamlamaya ne dersiniz?

Bıçak Kemikte!

Eti geçti, duydun mu?
Bıçak kemikte.
Duymadınsa duy artık
behey Allah’ın kulu,
bıçak kemikte.
Duy da silkin n’olursun
bu ne biçim uyku bu.
Bıçak kemikte.
​Verilmemiş alınmış hep,
yük vurulmuş dağlar gibi-insanlık bu mu?
Çalıyor sömürünün imdat çanları, kımılda da kurtar şu onurunu
bıçak kemikte.
​Topraksa paylaşılmış kıyılarsa yağmalanmış,
umut hacizde,
ya bu neyin puştluğu bu
sana yokluk sana yasak sana dam
insan değil -hâşâ- bir yağmacı soyu bu, bıçak kemikte.
​Üretensin yaratansın yürütensin dağları, bakma öyle kilit kilit, duvar duvar.
Yetsin artık bu susku
bıçak kemikte.
Anasın boynun bükük babasın kolun kırık
oğullar kan içinde.
Kaldır artık başını
«kalsın benim dâvam dîvana kalsın» demiş ozan.
O dîvan sensin artık
bıçak kemikte…”
*
​Suat Umutlu / Çivril, 29.09.2026

Dipnotlar;
¹ Ömer Hayyam: 11. ve 12. yüzyıllarda yaşamış İranlı matematikçi, astronom, filozof ve şair.
​² Prof. Dr. İsrafil Balcı: Akademisyen, yazar ve ilahiyatçı.
​³ Çetin Altan: Yazar, eleştirmen ve siyasetçi.
⁴ İsmet Orhan: Gazeteci ve yazar.
​⁵ Albert Einstein: 20. yüzyıl teorik fizikçilerinden.
​⁶ Baruch Spinoza: 17. yüzyıl Hollandalı filozof.
​⁷ Prof. Dr. Cihan Dura: İktisatçı, yazar ve akademisyen.
​⁸ Stephen Hawking: Evrenbilimci, fizikçi ve yazar.
​⁹ Hakan Dikmen: Gazeteci, yazar.
¹⁰ Oğuz Özdemir: Yazar ve araştırmacı.
​¹¹ Ahmet Zorlu: Gazeteci, yazar, TV yorumcusu.
​¹² İbn Sina: Tıp, felsefe, astronomi ve matematik alanlarında çığır açmış İslam bilginlerinden.
​¹³ İbn Rüşt: Endülüslü-İslam filozofu, hekim ve astronom; Aristoteles felsefesini İslam dünyasına tanıtan ve akılcılığı savunan bilgin.
¹⁴ Anton Çehov: Rus yazar.
¹⁵ Friedrich Nietzsche: Alman filozof.
¹⁶ Hasan Hüseyin Korkmazgil: Cumhuriyet dönemi şairi.

Not*
​Prof. Dr. Coşkun Özdemir: Hekim, yazar ve bilim insanı (1929–10.08.2026). 1952 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda başkanlık yaptı, Çapa’da bir kas patolojisi laboratuvarı kurulmasına öncülük etti. İstanbul Tabip Odası Başkanlığı görevini yürüttü; hekimlik etiğini ve demokratik değerleri savundu.
Türk Nöroloji Derneği üyesi ve Türkiye Kas Hastalıkları Derneği (KASDER) kurucu başkanlığını yaptı.
Emekliliğinin ardından da tıp etiği, sağlık politikaları ve toplumsal/siyasi konularda köşe yazıları yazmaya, panellerde ve medyada bilimsel bilinci savunmaya devam etti.

Not**
Metinde; yoksulluğun, sömürünün, adaletsizliğin dayanılmaz bir noktaya geldiğini, halkın baskı, sömürü karşısındaki sessizliğini anlattığı Tohumlar Tuz İçinde adlı kitabında yer alan “Bıçak Kemikte” şiirinden alıntılı yazısı için usta gazeteci Öner Yağcı’ya teşekkür ederim.

Portre: Bir Aydınlanma Çınarı “Prof. Dr. Coşkun Özdemir”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Giriş Yap

Haberveriyor ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.