Geleceği Görme Basireti ve ‘Gandhi Etkisi’

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Geleceği Görme Basireti ve ‘Gandhi Etkisi’
​Suat Umutlu / 26.10.2026

“Bizim milletimiz, seciyesi gereği cahillere ve geleceği okuyamayanlara değil; ancak aklın ve bilimin ışığında yürüyenlere itibar eder.”
— Mustafa Kemal Atatürk

*
Milan Kundera, ​”Düşünmek zaman ister; hız ise düşüncenin en büyük düşmanıdır” derken haklı olmalı, zira “hızın kutsandığı yerde tefekkür ölürse, insanoğlu yarattığı teknolojinin efendisi değil, pasif izleyicisi oluyor” diyor.

Artık, yaşadığımız ‘TeknoÇağ insanî değerleri unuttururken, amacın değil, kontrolden çıkan aracın “mahkûmu” olan insan da yapay zeka, iklim krizi, dijital manipülasyon gibi şeytanlarını yaratıyor.

Oysa uygarlık, sadece çağa uygun gelişim değil, insan gibi yaşayabilmenin yolu olan geleceği öngörebilme ve ona ahlâkî bir sorumlulukla sahip çıkabilme basiretidir. Tıpkı, yıllar önce Alman tıp doktoru ve filozof Albert Schweitzer’in nükleer tehditlerin ve kontrolsüz sanayileşmenin yarattığı yıkıma karşı, “İnsanlar geleceği görme ve önlem alma yeteneklerini kaybetti, sonu dünyayı yok etmekle bitecek” dediği haklı tespitini de doğrulayan “çağlar değişse de şeytan aynı kalıyor” durumundayız.

Düşünün! Dünyayı saran ve sarsan savaşlar geride sakatlar, yas tutanlar ve hırsızlar ordusu bırakırken; barış zamanında göz göre göre artan işsiz, güvencesiz ve geleceksiz hatta umutsuz insanlar ordusu ile başbaşa değil miyiz?

Toplum, siyasal ve sosyoekonomik ortamda birçok krize maruz kalırken,
bunu sadece vizyonsuz politikaların, liyakatsiz kadroların ve basiretsiz idarelerin yarattığı ‘enkaz’ olarak görmek ne kadar gerçekçi olabilir?

Hatırlatmakta fayda var. Sıcak savaşların bıraktığı yıkımdan daha ağır bir sonuç ortaya çıkarken; bir zamanlar, “Kalem kılıçtan keskindir” ilkesiyle büyüyen insanoğlu; artık yarattığı şeytanı bile teşhis edemiyor, ilkesizliğini “beceri”, kısa yoldan zenginleşmeyi “zeka”, vizyonsuzluğunu “politika” sanıyor ve dışarıdan bir saldırıya gerek kalmadan içten içe kendini tüketiyorsa toplumun da çürümesine sebep olur.

Bakınız! Bir ülkede fikri, hikmeti ve hakikati temsil eden kalem cahillerin; gücü adil dağıtma yetkisini temsil eden kılıç korkakların; imkânı ve sermayeyi temsil eden mal da cimrilerin eline geçtiğinde; liyakat bir lüks, ilke bir yük, dürüstlük ise bir zayıflık olarak algılanır ve neticede toplumsal refah ve kalkınma mümkün ol(a)maz.

Öte yandan, Hindistan’ın Ruhani lideri Mahatma Gandhi, insanlığın yaşadığı her sıkıntının sebebini güç ile liyakat arasındaki bağın kopmasına bağlıyor. O, bilimden, vicdandan, ahlaktan, insan sevgisi ve özveriden yoksun karaktersiz insanların yaşadığı ortamlarda çalışmadan elde edilen zenginliğin, şatafatlı hayatların ortaya çıkmasının da insanî değerleri yerle bir ettiğini ifade ediyor.

Demek ki, toplumdaki yozlaşmaya karşı insanı uyandıracak ‘Gandhi etkisine’, sessiz çoğunluğun ahlaki bir duruş sergilemesine, vicdanını yeniden toplumsal bir pusula haline getirmesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, günümüzde insanlığın aradığı amaca değil de teknolojinin yarattığı araca yöneldiği için fikri ve zikri değişen insanoğlu; eğer geleceği doğru öngören, tehlikeyi gören ve uyaran akil insanları dinlemiyor “felaket tellalı” olarak ilan ediyor ve
yalan söyleyenleri tercih ediyorsa
Lucius Annaeus Seneca’nın tespit ettiği gibi “yarının felaketine hazırlıksız yakalanır” ve her türlü krizle karşılaşması kaçınılmazdır.

Bu konuda ‘Kasandra Sendromu’ndan kısa bir bilgi verelim:
Truva Kralı Priamos’un kızı Kassandra, Apollon’un aşkını reddettiği için cezalandırılır: Artık geleceği doğru görse de hiç kimse inanmamaktadır. Öyle ki, Troya Savaşı’nı ve Truva Atı’nın getireceği sonu önceden görüp halkını uyarmasına rağmen dikkate almamışlarsa, bu “bile bile lades!” bir yokoluş değil midir?

“En tehlikeli körlük, gözlerin değil, zihnin geleceğe kapalı olmasıdır” der Romalı devlet adamı Lucius Annaeus Seneca…

Acaba!
İnsanoğlu; Hz. Ali’nin “Öyle bir devir gelecek ki; mal cimrilerin, kılıç korkakların, kalem cahillerin elinde olacak” dediği o geleceği gör(ebil)me basiretini yeniden kazanabilmek için görev ve sorumluluğunu idrak edecek ve Çinli filozof Konfüçyüs’ün: “Küçük düşünenler günü, büyük düşünenler geleceği; bilge olanlar ise yüzyılları planlar” yoksa Winston Churchill’in ifadesiyle “krizler kapıya dayanmadan önce fırtınayı sezmeyenler, dalgalar büyüdüğünde kayıklarını değil, ülkelerini batırırlar” uyarısını dikkate alarak, Amerikalı ilahiyatçı Freeman Clarke’ın dediği gibi “gelecek seçimi düşünen siyasetçileri değil de gelecek kuşağı düşünen devlet adamlarını” tercih edecek midir?

Artık; Antik Yunan felsefesinin kusursuz döngüsünden söz ederek son noktayı koyalım: Hubris, Atis, Nemesis, Tisis…

Yani; İnsanoğlunun aşırı özgüven ve güç sarhoşluğu içinde hakikati, geleceği göremediği kibirli hali Hubris;
Kibrin getirdiği körlük, akıl tutulmasıyla yanlış kararlar verdiği Atis (Ate);
Körleşmeyle verilen kararın sonucu gelen yıkım Nemesis ve Evrensel dengenin ve uyumun yeniden sağlandığı Tisis (Dike)…

Son sözümüz;
Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar ve
​uçurumun kenarında yıkık bir ülkede,
geçmişin mahkûmu olup geleceği önceden gören ve uyaranlara kulak tıkayan bir zihniyet ve yalnızlaşan bir millet!

Evrensel dengenin sarsıldığı her yerde,
“İyi” insan olabilmenin yolu; evvelemirde
insana ve insanlığa acı bedeller ödeten kibrin getirdiği körleşmeden kurtulmayı
gerektirir ki, buna ‘Kör Nokta Felsefesi’ diyorlar.

Kısaca aklı ve vicdanı yeniden rehber edindiğimizde tefekkür sahibi bir insan olabiliriz.
Hepsi bu…

Suat Umutlu
Çivril, 26 Ekim 2026

Geleceği Görme Basireti ve ‘Gandhi Etkisi’
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Giriş Yap

Haberveriyor ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.