Av. Suat Umutlu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. AKIL TUTULMASI

AKIL TUTULMASI

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Akıl Tutulması

Suat Umutlu

06.07.2026

İnsanlık tarihinde; adaleti, liyakati ve ortak bir ülküyü hedefleyerek akılla kurulan herhangi bir devlet de, sosyo-ekonomik ve politik iklimin sadece makam ve güç uğruna yarattığı toplumsal bir çürümede meydanın şarlatanlara ve iş bilmezlere kalmasını ve de tek tesellinin “mizah” olmasını nasıl yorumlamalıyız?

Değil ​acının kendisini, konuşulmasının bile tedirgin ettiği çoğu konunun “espri” haline gelmesi belki ilk bakışta bir zekâ parıltısı ya da bir başkaldırı gibi görünse de esasen kronik bir çaresizliğin de kanıksanması olmuştur. Maalesef “trajik” olmaktan çıkıp “komik” hale geldiği için anormalliği de normal karşılamamıza yol açmıştır. Artık ciddi bir şekilde düşünme ve çözüm üretme iradesi felç olduğundan haksızlığa hukuki yollardan ses çıkarmak yerine, gülerek o gücünü yok etmesi demek, haklı her itirazı da üç gün sonra yeni bir gündemin altında unutturmaktır. Bu, “İzahı olmayanın mizahı olur” dediğimiz kaçınılmaz ortamdır. Oysa ki, “Sözün değeri nefrete tâbidir” derler ama cehaletin ve kibrin yönettiği yerde haklı eleştiriler dahi gülüp geçilerek değersizleştirilmeye çalışılıyor. Neden?

Gücünü mal mülkten ya da makamından alan o kibirli, liyakatsiz ve üstten bakanlar için hiciv ve zekâ ürünü bir hikaye;

Bir filozofla kibirli bir aristokrat, dar bir kaldırımda karşılaşırlar. İçlerinden birinin kenara çekilip diğerine yol vermesi gerekmektedir. Kibirli aristokrat, küçümseyen gözlerle diklenir ve şöyle der: “Ben aptallara asla yol vermem!”

Filozof ise istifini hiç bozmadan sakin bir şekilde yolun kenarına iner ve taşı gediğine koyar: “Ben veririm…”

​Benzer bir durum, Nelson Mandela ile ırkçı Profesör Paulis arasında geçtiği söylenen anekdotta da var;

Öğrencisinin dehasını hazmedemeyen ve her fırsatta aşağılayan profesör, dönem sonu sınavında yüksek not vermeyi gururuna yediremez ve sınav kağıdının üzerine sadece “APTAL!” yazar ve kağıdı fırlatır. Öğrenci, sakin bir şekilde kürsüye yürür, kağıdı profesörün masasına bırakır ve der ki: “Hocam, kağıda imzanızı atmışsınız ama bana vereceğiniz notu yazmayı unutmuşsunuz.”

​İşte, bir tarafta gücü, unvanı, makamı elinde tuttuğu için karşısındakini hakaretle ezebileceğini sanan bir “profesör”; diğer tarafta ise zekasıyla o unvanı yerle bir eden bir “öğrenci” ki, herhalde “akıl tutulması” dediğimiz bu olmalıdır.

Osmanlı Maarif Nazırı Emrullah Efendi’ye atfedilen bizden bir not; “Öğrenci olmasa okulu ne güzel idare ederdim” sözü, bürokrasinin insanın ruhunu ve kurumların varlık amacını nasıl yokettiğinin kanıtı gibidir.

Gerçekten bugün oturdukları koltuklardan insanlara “aptal”, “cahil” ya da “hain” diye yaftalar yapıştıranlara karşı tarihimizde de gücünü sadece zekasından değil, cesaretinden alan hiciv/mizah ustaları vardır.

Mesela, Kaymakamlık yaptığı dönemde bile yozlaşmayı, liyakatsizliği ve rüşveti, ​”Millete kâmil dediler, rütbe-i pâye verdiler / Şehirleri soyanlara şimdi ‘beyefendi’ dediler” diyerek eleştiren Şair Eşref;

Siyasetçilerin ikiyüzlülüğünü, din istismarını ve toplumun dalkavukluğunu, ​”Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler; / Kimi hırsız, kimi kemrah, kimi dümbelek dediler… / Küfrüm iftiharım oldu ey koca nankör / Sana bakanlar dalkavuk, seni övenler kör!” diyerek yüzlerine vuran Neyzen Tevfik;

​ Dönemin Şeyhülislamı kendisine “Kâfir” deyince, ​”Müftü efendi bize kâfir demiş / Tutalım ben ana diyem müslüman / Vardıkta yarın ruz-ı mahşere / İkimiz de çıkarız orada yalan” diyen Şair Nef’i gibi…

Bu arada ​sadece siyasetçilere değil, onları o makamlara getiren toplumsal cehalete ve çıkarcılığa eserlerinde ayna tutan yazar Aziz Nesin gibi hatta TV ekranlarda yarattığı “Küçük Hüsamettin” veya “Jet ski’ye binen hoca” gibi absürt tiplemelerle halkın dertlerini topluma yine toplumun diliyle anlatan komedi sanatçısı Levent Kırca gibi…

Bilinmelidir ki, insanoğlu özünde aciz, ölümlü ve çıplak bir varlık olsa da mal, mülk ve şöhret hırsı gözünü kör edince kendisini ölümsüz sanmaya başlıyor, neden?

Artık insanlık onurunu, empati yeteneğini kaybettiğinden kendisini hukukun ve ahlakın üstünde gören bir kibirle, üç beş gün daha şatafat içinde yaşamak için mi zavallı hale geliyor?

Bakınız! Gücü eline geçirenlerin yarattığı bu körlük, devlet ve medeniyet aklını da içten içe kemirip bitirir, zira sistemler ne kadar kusursuz kurulsa da eğer içinde “ahlak ve akıl” yoksa insanoğlu er ya da geç adeta bir sirk çadırına çevirmekten kurtulamıyor. Günümüz dünyasında bir “akıl oyunu” değil de sosyolojide en kötülerin, en cahillerin ve en liyakatsizlerin yönetimi olarak adlandırılan adeta bir “ayna oyunu” var ve onun adı “Kakistokrasi”…

İnsanı sistemin özü değil de adeta çarkı bozan bir çakıl taşı olarak gören bir zihniyet; illegalitenin legaliteden daha fazla saygı gördüğü, arsızlığın “işini bilmek” olarak pazarlandığı toplumsal bir çürümenin içinde mantık sınırlarını zorlayan, “Yok artık, bu kadar da olmaz” dedirten bunca gerçekler karşısında cehaletin ve manipülasyonun sınır tanımazlığında kaçarak şarlatanların peşinden gittiği için ruhu sıkışan insanoğlu ne yapmak istiyor?

Nef’i’nin zekası, Neyzen’in eyvallahsızlığı, Mandela’nın dik duruşu yani aklını, ruhunu ve vicdanını temiz tutabilmiş böyle insanlara az rastlansa da bugün her köşe başını tutmuş o kibirli, liyakatsiz ve üstten bakanlar kendi sığlıklarında akıp gitsinler diyebilirsiniz ama insanlık tarihinin en büyük ahlaki ve felsefi sorusunu hatırlatalım: “İnsan neden bu şekle giriyor? Değer mi?”

Bu ego, hırs ve akıl tutulması insan türünün kendi eliyle hazırladığı bir yokoluş evresi midir?

Lütfen! O kahkahayı attıktan sonra arkanızı dönüp uyumaya devam etmeyin…

Suat Umutlu

Çivril, 06.07.2026

AKIL TUTULMASI
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.