Medicana Sağlık Grubu İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sonay Güven Karataş, Türkiye’de diyabetli yetişkin sayısının 9,6 milyona ulaştığını ve bu artışta hareketsiz yaşam ile obezite oranlarının etkili olduğunu belirtti.
Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) 2025 verilerine göre, Türkiye, Avrupa Bölgesi’nde en yüksek diyabetli yetişkin sayısına sahip ülke konumunda. Uzm. Dr. Karataş, diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek hasarı ve yaşam kalitesinde düşüş gibi birçok sağlık sorununa yol açabilen kronik bir hastalıktır. Bu nedenle erken tanı ve düzenli takip büyük önem taşımaktadır.
Diyabetli yetişkin sayısı, 2000 yılında yaklaşık 1,8 milyonken, 2011’de 3,5 milyon, 2024’te ise 9,6 milyona çıkmıştır. Uzm. Dr. Karataş, fazla kilo, abdominal obezite, hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının diyabetin artışında önemli rol oynadığını ifade etti. Özellikle tip 2 diyabet açısından risk faktörlerinin erken dönemde fark edilmesi, yaşam tarzı değişikliklerinin zamanında uygulanması gerektiğini belirtti.
Prediyabet döneminin de önemli olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Karataş, bu dönemde kilo kontrolü, fiziksel aktivite ve beslenme düzeninin gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Ailesinde diyabet öyküsü bulunan ve fazla kilosu olan kişilerin kan şekeri kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirtti.
Diyabetin uzun vadede farklı organ ve sistemleri etkileyebileceğini belirten Uzm. Dr. Karataş, diyabet tanısı alan bireylerin sadece kan şekerini kontrol etmenin yeterli olmadığını, tansiyon, kolesterol ve böbrek fonksiyonlarının da düzenli değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. 2050 yılında Türkiye’de 20-79 yaş grubundaki diyabetli yetişkin sayısının 14,1 milyona ulaşmasının beklendiğini söyledi.
Uzm. Dr. Karataş, diyabet açısından risk taşıyan kişilerin belirtiler ortaya çıkmadan düzenli sağlık kontrolleri yaptırmaları gerektiğini vurguladı. Erken dönemde fark edilen kan şekeri yüksekliği, yaşam tarzı değişiklikleri ve gerektiğinde tıbbi tedavi ile kontrol altına alınarak ileride oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilebileceğini belirtti.






















