Av. Suat Umutlu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Juvenal: Öfkenin Hicvi

Juvenal: Öfkenin Hicvi

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Juvenal: Öfkenin Hicvi

​Köleliğe ve Cehalete Gönüllü Olmak mı?

​Suat Umutlu

02 Haziran 2026

​Yer Roma…

Yaklaşık iki bin yıl önce; İmparator Domitianus, Traianus ve Hadrianus’un güçlerini kötüye kullanarak halka büyük korku saldığı, adaletsizliğin, dalkavukluğun, gösteriş ve israfın arttığı yıllar…

 Siyasal merkezileşme, toplumsal eşitsizlik ve kamusal ahlak tartışmalarının yoğunlaştığı; özellikle liyakatin değil, kurnazlığın ve yozlaşmanın zaferi olan Domitianus döneminin baskıcı atmosferinde insanları gözlemleyen, toplumun “Mos Maiorum” yani disiplin, sadakat, ciddiyet ve dindarlık gibi “ataların yolu” anlamına gelen geleneksel değerleri kaybetmesini bir “ahlaki çöküş” diyerek hicveden, inandıklarını şiire aktarmaktan çekinmeyen öfkeli bir şair ve filozof: Decimus Iunius Iuvenalis, yani Juvenal.

​Juvenal, o dönemde bir zamanlar hükümete, makamlara ve lejyonlara hükmeden Roma halkının, artık sadece iki şeyle yetinmeyi istediğini görerek, “Panem et Circenses” yani “Ekmek ve Sirkler” dediği toplumsal eleştiriyi yaparken asıl şikayeti; halkın fakirliği değil, eskiden sahip olduğu siyasi iradeyi, bir somun ekmek ve bir gladyatör dövüşü için egemenlere seve seve devretmesi ve oyalanması olmuştur.

Meselesi sadece birilerinin insanları uyutması değil, kitlelerin o uykuya ne kadar istekli olduğuydu ve Anton Çehov da bu zaafı, “Bir akıllıya karşılık bin ahmak, bir bilinçli söze karşılık binlerce boş söz… Ve çoğu zaman kalabalık, haklı olanı değil; kendisini uyutanı alkışlar” diyerek ifade etmiştir.

​Biliyoruz ki, o sirklerin en büyük başarısı; eleştirel düşünme yetisini felç etmesiydi. Sadece izleyen ve tüketirken manipülasyona açık hale gelen bir toplum egemen güçlerin arayıp da bulamadığı bir nimetti yani bir tarafta insanların rasyonel düşünceyi terk etmeye olan eğilimi, diğer tarafta ise bu eğilimi sömürme arzusunun yan yana olması…

İşte, Juvenal’in aynasını bugüne tuttuğumuzda, zamana ve teknolojik gelişmelere rağmen bu hakikatin hiç değişmediğini görüyoruz.

Düşünün! Ekmek aynı ekmektir ama bilginin bu kadar ulaşılabilir olduğu dijital çağda sosyal medyanın sürekli gündem bombardımanı, televizyonlardaki magazin programları, parıltılı sirk arenalarına dönüşen stadyumlar ve AVM’lerdeki tüketim kültürü, Roma’daki o uyuşmayı bugün mekansız ve algoritma destekli olarak cebimize kadar taşımış durumda değil midir?

Kitlelerin öfkesini, en ilkel dürtülerini manipüle eden böyle bir sistem insanları sürekli bir “eğlence ve uyuşma” halinde tutarken, gerçek sorunları da maalesef görünmez kılmıyor mu?

Hâlâ, ​21. yüzyılda, “kuşların aslında hükümet tarafından bizi izlemek için üretilen dronlar olduğuna” ciddi ciddi inanan; internetin binlerce yıl önce antik Hindistan’da zaten kullanıldığını ve Mahabharata destanındaki savaşların bu sayede canlı izlendiğini iddia eden; virüsten korunmak için inek idrarı içilmesini, dışkısıyla banyo yapılmasını öneren siyasetçiler, din adamları ve bunları uygulayan binlerce insan var. Bilginin ve hoşgörünün, kısaca aklın dışlandığı bu hurafe ikliminde, modern teknolojinin insanların geleceğe dair ekonomik, sosyal ve varoluşsal korkularını adeta rasyonel dünyadan kopardığı ve modern büyücülerin “boş sözlerine” teslim ettiği bir ortam var. Mesela, “Ay’a otobanla gideceğiz desek inanan seçmenimiz var” ya da “Hz. Nuh oğluyla cep telefonuyla konuştu” gibi absürt iddiaların alıcı bulması bir tesadüf değil, sosyolojik birer olgu olsa gerek… “Ay’a otoban” iddiasına inananın aslında o sözü söyleyen iradenin her şeyi yapabilecek güçte olduğuna inanmayı arzuladığı, eğer o söylemin mantığı çökerse o “inanmanın” bir tür sadakat testine hatta bir kabileye ait olmanın giriş biletine dönüştüğü varittir. Diğer taraftan “Hz. Nuh’un cep telefonu kullanması” gibi iddialar ise bir tarih bilinci eksikliği olması yanında, bilim karşısında ezilmemek için geliştirilmiş “absürt bir savunma” mekanizması olduğu hatta “modern teknolojinin bulduğu her şey aslında bizim kutsal tarihimizde zaten vardı” yanılsamasıyla aşağılık kompleksini tatmin etme çabası olduğu da söylenebilir.

​Felsefeci Baruch Spinoza Teolojik-Politik İnceleme’sinde, “İnsanları hurafeye iten şey, onların korku ve güvensizlik içinde yaşamalarıdır” der. İşte popülist liderler de eğitimli ve rasyonel kitleleri düşmanlaştırırken, hurafelerin ve kutsalların arkasına gizledikleri iktidar hırsıyla vatandaşın o saf inancını korku sarmalıyla konsolide ediyor ve birer “müride” dönüştürüyor. Artık bir müritten rasyonel düşünmesi, bütçeyi sorgulaması ya da liyakat araması beklenemeyeceğinden rasyonel aklın yerini alan körü körüne bir “biat” kültürü ortaya çıkıyor.

Acaba! Spinoza’nın yüzyıllar önceki “İnsanlar, sanki kurtuluşları söz konusuymuş gibi, kendi kölelikleri için savaşmaya nasıl bu kadar istekli olabiliyorlar?” sorusu hâlâ geçerli midir?

Günümüzde bilgiye erişememek sorun değilken, çağın gerçeklerini hiçe sayarak hurafelerden ve kaynağı belirsiz söylemlerden medet umma çabası;

rasyonel düşüncenin getirdiği sorumluluktan kaçmak için bilinçli olarak seçilen o konforlu hal tam bir cehalet ve toplumsal akıl tutulmasının en net göstergesi değil midir?

Eğer, bir toplumda insanlar artık gerçeğin ne olduğunu umursamıyor ve sadece ait oldukları kabilenin haklı çıkmasını istiyorlarsa, er ya da geç o gerçekliğin sert duvarına çarpmaya mahkumdur.

​Meselemiz,

Sadece siyasal süreçlere aktif katılmak yerine sirklerde oyalandıkça ortaya çıkan bireysel bir yozlaşmadan da öte kurumsal denetim mekanizmalarının zayıfladığı durumdur. İngiliz siyasetçi Lord Acton’ın: “Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır” sözü de Juvenal’in aristokrasiye ve güç sahiplerine duyduğu o öfkeyi özetlemektedir.

Eğer,

Bir ülkede doğru ve yanlış arasındaki sınır “kime göre, neye göre” ifadesiyle belirsizleşiyorsa; ceza yasalarında yer almayan ancak muktedirlerin hoşuna gitmeyen eylemler suç diye kovuşturuluyorsa; medya, kamusal denetim işlevini kaybederek gücün propaganda aracına dönüşüyorsa vb. Juvenal’in iki bin yıl önce sorduğu o evrensel sorunun da sorulması gerekiyor: “Muhafızların muhafızlığını kim yapacak?

Elbette, ​insan doğası gereği kusurludur; bu yüzden James Madison’ın belirttiği gibi yalnızca “iyi yöneticilere” güvenilemez, devletin kendisi de denetlenmelidir ki, Montesquieu’nun kuvvetler ayrılığı teorisi de yasama, yürütme ve yargının birbirini denetlemesi gerektiği düşüncesine dayanır.

Güç denetlenmediğinde yozlaşmaya; toplum sorgulamayı bıraktığında ‘’ekmek ve sirkler’’e teslim olmaya başlar. O halde Juvenal’in, soylu geçmişlerinin arkasına saklanıp bugünkü çürümeyi görmeyen modern toplumlara şu sözünü hatırlatalım: “Atalarınızdan aşağıysanız, bir aile ağacının değeri nedir?”

Unutma ki,

Köleliğin en tehlikeli hali, insanın boynundaki zinciri bir “özgürlük madalyası”, zihnini uyuşturan o sirk arenasını ise “hakikat sahnesi” zannettiği andır.

​Bugün cep telefonuyla veya otobanla süslenen hurafeler, sadece biçim değiştirmiş modern masallardır ve

rasyonel eğitim, eleştirel düşünce ve sorgulama kültürü bir toplumda kurumsallaşmadığı sürece bu masalların sonu gelmeyecektir.

Yıllardır aynı girdabın içinde;

yükseleni aşağı çekmekte, koşanı yavaşlatmakta, üreteni de yalnız bırakmaktayız ve yine de, neden ilerleyemiyoruz diye sormaktayız. 

Oysa, Muzaffer Kılıç’ın ifade ettiği gibi: “Herkeste beyin, göz, kulak vardır. Allah bu organları boşa vermese de sinekleri, ‘çiçeklerin çöplerden daha güzel olduğuna’ ikna edemezsiniz.”

 Bir toplum hangi özellikleri taşıyorsa, onu idare edenler de toplumun aynası gibidir. Yukarıda değindiğimiz 

Juvenal’ın gerek Roma aristokrasisine ve tiranlığına duyduğu öfke ve gerekse halkın ekmek ve sirk kültürüyle uyuşturulup köleliğe gönüllü olmasına vaki şikayeti karşısında;

Güç sahiplerinin insanı kul, toplumu uyuşmuş bir kalabalığa dönüştürme çabasına karşı ​bu topraklarda umudun hâlâ diri ve Juvenal’ın öfkesinin ilkeli insanların yüreğinde olduğunu unutmayın. Aynı gökyüzünün altında yaşayan bizler, sahte eğlencelerle avunmayı bırakıp birbirimizin önüne set çekmek yerine birbirimize yol açmayı; liyakati ve erdemi savunmayı öğrenirsek o yozlaşmış girdabı kırabiliriz. Hem özlediğimiz adalete hem de emeğin hak ettiği değeri bulduğu gerçek toplumsal huzura kavuşabiliriz. Yoksa, Ömer Hayyam’ın yüzyıllar öncesinden bugüne gelen dizelerinde yazıldığı gibi,

​”Celladına aşık olmuşsa bir millet,

İster ezan ister çan dinlet.

İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet,

Müstahaktır ona her türlü zillet.”

Eğer,

İnsanlık, sirk seyircisi olmaktan çıkıp akla ve sorgulama iradesine dönmediği sürece bu zilletten kurtulamayacaktır.

Böylesine güzel bir gökyüzünün altında,

bu kadar kötü insan nasıl yaşayabiliyordu…” diyor Dostoyevski…

Belki de asıl sorun kötülüğün yenilmezliği değil, iyilerin sessizliğidir.

Ne dersiniz?

Son bir bilgi;

​Juvenal: “Sen daima sağlam bir kafan ve sağlam bir vücudun olması için dua et” diyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün her yaştaki insana ve özellikle gençlere miras bıraktığı “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözünün kökeni de binlerce yıl öncesine uzanmıyor mu?

*

Bilgelik, talihi ve kör inançları yener.

“​Fikirler çivi gibidir; onlara vurduğun ölçüde daha derine batarlar.” -Juvenal

O çiviyi zihnimize çakmadığımız sürece, sirklerin ışıkları hiç sönmeyecektir.

​Suat Umutlu

02 Haziran 2026

Dipnot: 

​Decimus Iunius Iuvenalis (MS 55 – 130 civarı): Antik Roma’nın en büyük hiciv şairi ve filozoflarından olup, Roma aristokrasisinin çürümesini, ahlaki yozlaşmayı, yabancı düşmanlığını, dalkavukluğu ve liyakatsizliği acımasız, öfkeli ve sert bir dille eleştirmiştir. Kaleme aldığı 16 adet “Hiciv” eseri var. İmparatorluk yönetiminin baskıcı politikalarına ve güç zehirlenmesine karşı duruşu nedeniyle yaşamının bir döneminde sürgüne gönderildiği de bilinmektedir. Ülkemizde yayınlanan tek kitabı: Yergiler – Saturae (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2006, Çev: Çiğdem Dürüşken ve Erdal Alova)

​Not: Değerli katkıları için Osman Aydoğan’a ve Muzaffer Kılıç’a teşekkür ederim.

Juvenal: Öfkenin Hicvi
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!